DEMOKLES'İN KILICI!


İki cadı kazanı misali kaynayan ve maçı kaybeden takımın hocasının sorgulanacağı mücadelede yine maalesef kaybeden biz olduk ve umutlarımızı “hiç gelmeyecek gibi gözüken” bir başka bahara bıraktık…

Ligin üstünün ve altınının şekillenmesinde önemli rol oynayacak maça, Serdar Özkan olayından sonra hafta içi nedeni (bilinmez) yaşanan olaydan sonra kadro dışı bırakılan Serdar Gürler olayının gölgesinde çıkan takımımız… Belki de tarihinin en kötü maçını oynayan bıçak sırtındaki Galatasaray’ı, topu kale çizgisini geçirecek beceriyi gösteremeyince elimizden kaçırdık. Şu ana kadar gol yollarında takıma katkı sağlayan Serdar Özkan’ı, yine nedeni kamuoyu tarafından (bilinmez) bir nedenle giyotine yollayan Okan Buruk, hücumdaki en önemli silahlarımızdan biri olan Serdar Gürler'i de hafta içi giyotine yollayan ya da yollanmasını engellemeyen bir komutan olarak “savaşa” cephanesiz çıkmayı tercih ederek Elazığspor’un kaderini yüksek egosuna kurban etti… Üstelik gole en yakın oyuncumuz Deniz Yılmaz’ı da, şu andaki durumuyla da ne yapacağı meçhul Batuhan’a tercih ederek gol bölgesinden uzaklaştırarak gol bulmamızı mucizelere bıraktı… Bunlar yetmezmiş gibi eğer elinde varsa “iyi olsun kötü olsun” oynatmama lüksün olmayan Tello’yu oyunun büyük bölümde kulübeye mahkûm ederek takımın yaratıcı oyuncu kozunu da engelledi.

Son günlerde kaynayan kazanın altına atılan odunları söndürmesi beklenen Buruk’un ateşe devamlı odun atmasını anlamak izah edilir bir durum olmanın ötesine geçmiştir… Elimizde bulunan tüm oyuncu gurubundan en iyi şekilde nasıl yararlanabilirim düşüncesi yerine Yönetimin ve Okan Buruk’un iktidarlarını korumak için oyuncuların başları üzerinde "Demokles’in kılıcını" sallandırmaları yönetim zaaflarının başkalarına yöneltilmesinden başka bir anlam taşımamaktadır.

Bu takımın bu saatten sonra aynı düzende başarılı olmasının imkânı yoktur… Belki dere geçilirken at değiştirilmez denilecektir ama bu şekilde ne dereyi geçe biliriz, ne biniciyi ne de atı kurtarabiliriz… Devenin kusurunu sadece boyunda aramakta ilkeli olmanın bir göstergesi olamaz ve sadece yapılan yanlışları yüklemek için bir günah keçisi yaratmanın kurnazlığı olur… Şu an Okan Buruk’un yaptığı da budur…

İki yıldır kötü yönetimin sonuçlarını, bu yönetim şekline isyan ederek haklı taleplerde bulunanlara, haklı eleştiri yapanları vefasız, nankör olarak değerlendirip "batan geminin farelerine” benzeterek kulüpten uzaklaştırılanlara yüklemek hem onlara haksızlıktır hem de başarısız konumuna düşen kendilerine haksızlıktır… 

“Batan gemiyi önce fareler terk eder” derler… Asılında gemiyi batıran her zaman kaptanlardır ama suçu yıktıkları da her defasında fareler olmuştur.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
23Oca

SIRASI DEĞİL!

19Ara

KURTARICI OLİMPİYATLARI!

01Haz

İKİ YANLIŞ BİR DOĞRU EDER Mİ?

27May
27May

DÜZEN DEĞİŞECEK Mİ?